ANA SAYFA

Türk milletinin tarih sahnesindeki en büyük yeniden doğuş hikâyelerinden biri, 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da atılan kararlı adımlarla şekillenmeye başladı. Mondros Mütarekesi’nin ardından Anadolu’nun dört bir yanı işgal tehdidi altındayken, milletin kaderini belirleyecek iradenin saraylardan değil, doğrudan milletin kendisinden doğacağı fikri Erzurum Kongresi’nde güçlü bir şekilde ortaya konuldu.

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’a yalnızca bir asker olarak değil; milletin bağımsızlık ülküsüne önderlik eden bir vatansever olarak geldi. Resmî görevinden ayrılmasına rağmen mücadelesinden vazgeçmedi. Çünkü onun için asıl güç, üniformadan değil, milletin güveninden geliyordu. Erzurum Kongresi, bu anlayışın ilk büyük tezahürü oldu.

Kongrede kabul edilen kararlar, yalnızca dönemin şartlarına verilmiş geçici cevaplar değildi. “Vatan bir bütündür, parçalanamaz.” ilkesi, Türk milletinin bağımsızlık konusundaki kararlılığını bütün dünyaya ilan etti. Millî iradenin hâkim kılınması gerektiği düşüncesi ise ileride kurulacak Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarından biri hâline geldi.

Erzurum’da yakılan bu meşale, kısa süre sonra Sivas Kongresi’nde daha da güçlendi; ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla millî egemenliğe dönüştü ve nihayet 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla kalıcı bir devlet düzenine kavuştu. Bu nedenle Erzurum Kongresi, yalnızca bir bölgesel toplantı değil; Cumhuriyet’e uzanan yolun en önemli dönüm noktalarından biridir.

Bugün Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, Erzurum’da ortaya konan birlik, bağımsızlık ve millî egemenlik anlayışını doğru anlamak, gelecek nesillere aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Çünkü Cumhuriyet, bir günde ilan edilmiş bir yönetim biçimi değil; inançla, fedakârlıkla ve millet iradesine duyulan sarsılmaz güvenle örülmüş tarihî bir yürüyüşün eseridir. Erzurum’dan yükselen o ses, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ aynı kararlılıkla yankılanmaktadır: Bağımsızlık, milletin en vazgeçilmez hakkıdır.